Ayraç?

diyorum ki, bu akşam oturup size şirin bir takım kitap ayraçları çizeyim, sonra da çekiliş yapayım. fakat kendi kafama göre çizmektense, sizlerin ”aaa şöyle bir ayracım olsa… ne güzel olurdu” dediğiniz şeyler varsa, buraya cevap olarak bırakabilirseniz çok da sevinirim :)
 

31 Aug 2014 / 56 notes

el ettin, göz ettin, soldurdun beni… 

hatalarımızla seviniz efenm. ^^
(bolca mevcut nasıl olsa haha) bir dahakine bol provalı bir şeyler kayıt etmeye çalışırız. :d

28 Aug 2014 / 86 notes

"Anlatamam derdimi dertsiz insana
Derd çekmeyen dert kıymetin bilemez
Derdim bana derman imiş bilmedim
Hiçbir zaman gül dikensiz olamaz"

Aşık Veysel

28 Aug 2014 / 48 notes

şarkılar yazmadım diye mi gitmiştin?
Yoksa birini mi sevmiştin ben uyurken…

13 Aug 2014 / 37 notes

- Bu dünya ne kadar, ellerinle bana gösterir misin?
- Bilmem, bu kadar?
- İnanmıyorum!
- Bu kadaar?
- İnanmıyorum! 
- Bu kadaaaar?
- İnanmıyorum!
- Bu kadaaaaar?
- hahaha
- hahaha
- Bu dünya ne kadar biliyor musun? Bu kuklayı yatırdığım tahta bavul kadar, daha büyük değil!

————————————————

Türkiye’den almanyaya göç etmiş işci bir ailenin pisikolojik sorunları olan kızları Hülya’yı zorla Türkiye’ye göndermelerini konu eden film, onun iki kültür arasındaki çırpınışını büyük bir hassasiyet ve duyarlılıkla konu eder. Türkiye’de kaldığı dayısının evinden kaçarak almanyaya geri dönmeye çalışan Hülyayı bu yolculuk sırasında birbirinden çok farklı insanlarla karşılaşır ve bunların bir çoğu farklı yollarla onun hayatında yer edinir hatta kurtarır. Hapishaneye ve ardından tımarhaneye düşer ve yolculuğu farklı boyutlarda içsel manalar kazanır ve kişisel istekleri de zaman kavramı gibi anlamını yitirmeye başlar… 
Çok derin, çok içten bir film ve büyük bir sakinlikle büyük bir depremi anlatmak tadında geçmekte. Aynı zamanda içerdiği türküler ve ezgilerde filmin hüzünlü/huzurlu dokusunu desteklemektedir… En sevdiğim ve etkilendiğim filmlerden biri olarak film arşivimde yer edinenlerden, umarım seversiniz… 

30 Jul 2014 / 59 notes

ben siz olsam 3:59 dakika’ya tıklar ve bundan sonra benim RR'lerimi sever, öper, hatta aşık bile olurdum. olunsun yani. ^^ 

beşinci sınıfa gidiyorum, 10 yaşındayım.
sevgileRR, selamlaRR.

16 Jul 2014 / 45 notes

#freepalestine on Yalızlar Mektebi by Eda Tanses

| July 2014 

avrupadaki medya kurumların, gazetelerin futbol dünya kupası manşetlerinden arda kalan köşelere, sözde israil’in çektiği zulümü ve filistinin onlara yaptığı bomba saldırılarını sığdırmaya çalışmaları bir yana, vahşet dolu katliam anlarını midelerinin nasıl kaldırdığını sorgulamanın yanı sıra, bu tür paylaşımların ardından günlük hayatlarını fotoğraflayıp nefes alıp vermeye devam edebilen insanların yapaylığı bir yana, böylesine bir katliama göz yummamak için illa din kardeşi olmak, yahut aynı millette mensup olmanın gerekliliğini yansıtanlar bir yana, vicdan denen şeyin apayrı bir insanlık meselesi olduğunu yine, yeni ve yeniden gördüğümüz lanet günlerdeyiz bir sefer daha… 
lafım dünya’ya değil, lakin
ne acayipsin insan!? 

13 Jul 2014 / 294 notes

Funda Arar’ın seslendirdiği en sevdiğim şarkılardan biri… yağmur, keşke akorları mevcut olsaydı da kafama göre uydurmak zorunda kalmasaydım :d 

Funda Arar Sevgilerde albümünden…
Şiir: Gülsüm Cengiz 
Müzik: Yücel Arzen

8 Jul 2014 / 84 notes

"the -earth-
without -art-
is just -eh-"

8 Jul 2014 / 31 notes

bir demlik çayım var, tütünüm de bitiyor.
bir demlik günüm var, ömrüm de geçiyor.

6 Jul 2014 / 48 notes

"Bu dünyada hiçbir şey göründüğü hatta yaşandığı gibi değil, her şey hatırlandığı gibi."

6 Jul 2014 / 98 notes

”I shoot seagulls but take photos of Angels” on flickr by Eda Tanses
(photos from a video shooting which is not published now)

| May 2014 

bir animtion projesi kapsamında martılarımla bale dansı yapan, bulutları renklere boğan, kağıttan kayıklarla okyanusları aşan dünyalar güzeli meleğim Aleyna’m <3 Henüz video editing bitmediği için şimdilik sadece video çalışmalarından tadımlık fotoğraflarımız var paylaşabileceğimiz, sabırsızlıkla projenin bitmesini bekliyorum :) 

4 Jul 2014 / 83 notes

bugün bir platformda alakasız bir etiket aratırken rastaladığım bir fotoğrafın altına not düşülmüş bir kaç satır kafama çok takıldı. yeteri kadar hüzünlü değilmişim gibi oturdum saatlerce o dörtgen fotoğrafın altındaki satırları düşünüp, kendi yaşadığım duyguyu tekrar gözden geçirmeye çalıştımsada, bu hüznüme yağmur katıp, tüm dünyayı benden daha da uzak kılmaktan öteye gidemedi. tuhaf şeyler oldu bugün, saçma biraz, biraz da anlamlı… mesela cam bir şişeye doldurulmuş deniz kabukları arasında benim imzamı taşıyan ufak bir not buldum geçen senenin tarihini taşıyan. zamanlaması öyle manidar, öyle garip oldu ki, ”ama…” demeye kalktımsa da ”aması” yoktu işte, Allah büyük çünkü, çünkü o not boşa yazılmamış, oraya konduğu unutulmuş, usulca bulunacağı doğru günü beklemiş… tuhaf işte…
insanlara bir türlü tam manası ile küsmeyi başaramıyor oluşumun hayatımda nasıl büyük bir eksik olduğunu idrak ettiğim günlerdeyim yine, anlık öfkelerden öteye gidemeyen dargınlıklarıma, alınmalarıma karşılık verebilecek tek bir insan yok üstelik katılaşmış kalplerini kin ve öfke ile beslemeye devam ederlerken, kendi katılaşmış saçma sapan gururlarından ötesini düşünmeye vakti yok hiç kimsenin. haklıyken haksız duruma düşmeyi güzel başarırım ben mesela, çünkü haklılığı uzun vadede önemsemeyecek kadar salak bir insan sevgisi yerleşmiş içime ki, naiflik dedikleri olguyu hepten aptal kılma çabasında. her halükarda neticeye varmak üzere, tüm suçları yine kendi omzuma yükleyip tüm insanlığı affetmeye meyilli, kendine öfkeli bir ben yaratmakta üstüme yoktur örneğin, üstelik yorgunluğum tam da bu süreçte devreye girer hep… sonrası malum, vuran ben, ölen ben. bir de kursağımda kalmış heycanlarım, heveslerim olur, kendi kendime gelin güvey olduğum hayaller, onca emekle hazırlanmış ufak tefek süprizler özenle yırtılır, bin bir ”itoğluit” niteliği taşıyan, lakin anlık öfkelerle dile gelen söylenmelerle yok edilir. yok edilenin kendi içimden bir parça olduğunu önemsemeden, en önemsiz ayrıntısıdır zaten bu. karşı taraf da önemsememiştir çünkü, haberide yoktur zaten, vakti yoktur kimsenin oturup ince şeyleri düşünmeye, boş mu herkes senin kadar, sen ne düşünürken, o ne yapmıştır durumları çoktan boy göstermiştir mesela ve yine bunun yükü kendi omuzlarına binmiştir, çünkü kime ne kadar değer vermesi gerektiğini bilmeyen sen olduğundan ötürü, bunun zanlısı da sensindir aslında… soğuk, uzak, katı, net insanlara hayranlığımın gizlenemeyecek kadar büyük oluşu belki de bundan, hiç bir öfkemin ıslak bir mendil kuruyuncaya kadardan öteye gidemeyişi ne beni iyi bir müslüman kılmaya, nede iyi bir insan yapmaya yetmiyorken, bu lanet olasıca merhamet ve bir ahvalin ötesinin, ötesini düşünüp, kişilerin akıllarında bile olmayan duygu durumlarını göz önünde bulundurup, katılaşmış kalpteki yumşama halleri nereden yerleştiyse içime defolup gitsin. 

26 Jun 2014 / 36 notes

:d

:d

24 Jun 2014 / 577 notes



haritada denizi olmayan şehirlere deniz çizmiş kızım ben

ne bekliyorsun ki benden? 



14 Jun 2014 / 76 notes