Selam, ben martılara şarkılar besteleyen kız.
Kaybolsam
Kaybolasım geliyor benim.
Herhangi bir zorlukla karşılaştığım zaman, yenildiğim, güçsüz kaldığım zaman mesela…
Kaybolsam diyorum, yok olsam ortadan, ölmek gibi.
Ölemiyorum.
Kayıp da olamıyorum zaten, hep tam ortasındayım her şeyin
Hep tam ortasında kala kalıyorum.
Güçsüz gözüken bünyemi mücadeleye zorlarmış gibi hayat
Güçsüzüm dememe inat, beni yalancı çıkarmaya çalışırmışcasına
Bir kavganın ortasında kala kalmış kadar savunmasız
Kavgadan bağımsız, kavga ile alakasız ve bir habermiş kadar masum
Halbuki her zaman tüm hata kendimden ötürü bende
Neticede her insan kendi kararları doğrultusunda adımlar atar,
ya düşer kuyuya, en dibe, yada çıkar en tepeye uzatır elini göklere
Başkalarının kararlarının üzerimizdeki hükmüne izin veren çoğu zaman yine bizken üstelik…
Kaybolsam diyorum.
Yok olsam ortadan, ölmek gibi.
20.05.2013 | …
Reflection on flickr by Eda Tanses
I think, çok tatlı.
Şimdi ben olsam, baktıkca hep tebessüm edesim geliyor derdim ama, ”bakmak” alamaniş türkçeymiş, doğrusu izlemek-miş.
Neyse efendim, öyle bir takım bir şeyler işte.
Güya birlikte piknik yapıcaz diye buluştuyduk, müzikle doyurduk karnımızı, hiç bir şarkıya doğru düzgün eşlik edemiyor olsam da. Müzik, mi huzur mu, hava mı bilmem ama içimde bir boşluk var bu aralar.
”imagine”
uzak diyarlara gerek yok; beynimin içinde açan papatya tarlalarını, uçan balıkları ve pamuk şekeri bulutları görebilmek için.
Otur yanı başıma ve gözlerini kapatıp dal içimdeki deryalara, boğulmaktan korkmaksızın, renk renk sarayım seni.
Fani olan herşeyi unutmaya inat etmişcesine, sonsuzluğa kapılıp gidelim, hiç bitmeyecekmiş gibi hayat denilen düş, bir yürek atışını on yıla eş sayarmışcasına sevelim.
Bana böyle ne oldu?
İNSTAGRAM
bu aralar vol. 4 oluyor bu efendim.
Almanya’da yaşıyorken, almanların iki tutam güneş gördükleri gibi açılıp saçılıp, yazlıkları çıkarıp kendilerini sokaklara atmalarına anlam veremiyordu genelde yabancılar, anlayamıyor olmalarını garipsemiyordum ben de.
Fakat Türkiye’ye gitmeye gitmeye, şunu anladım ki, bulduğun an tadını çıkarmazsan, bir daha bulamıyorsun arkadaş.
Bugün mesela, yağmur rüzgarla yarış ediyor yine dışarıda. Sanırsın ki iki gün önce başka bir ülkede yaşıyordum. Halbuki bu hafta sonundan kalma mis gibi bir amele yanığım bile var! :d
- 80 km’lik bir bisiklet yolculuğu
- bahçede mangal
- kumsalda güneşlenme
- denize karşı piknik
- Okey, çay, muhabbet
- ihmal edilen essayler, çizimler, dersler.
- Kum, deniz, güneş!
O değil de, huzur niye hep rüya kadar kısa sürmeli…
İçimden şarkılar söyleten adam.
Gitarın tellerine tüm kırgınlıklarımı unutturup, bana huzuru hatırlatan adam.
Hep aynı sahilde bekle beni, elbet yürek nihayetinde mutlu olduğu sularda boğulmaya razı olur, yine aynı banka otur, mey’in türküler fısıldasın bana. Hep öyle, hep orada, hep huzurlu ezgiler ortasında düş aklıma.
Bir varmış, bir yok muş,
evvel zaman içinde mi bilmem ama, kalbur saman içinde olmadığı kesin, çok ötede, beride değil, uzaya çıkmanın bin bir türlü yolunu arayan bir küçük adam varmış. Roketler bulur ayaklarına, kollarına bağlar mış, göğe bakar hayaller kurarmış. Fakat bakmış ki ayaklarına roketler bağlayarak, hoplayıp zıplayarak olacak iş değil, oturmuş formüller aramış, kafasını kitaplara gömüp, tüm physik kurallarını alt üst etmeye çalışmış, lakin Mars’da olduğuna inandığı savaşı sonlandırabilmek adına, oraya ulaşmanın yolunu bulamamış. Sonra ne mi olmuş?
Yıllar geçmiş, geçmiş yıllar ve yıllar boyu yakınlarında fark etmediği neptünlü deniz kızını fark etmiş, asıl sonlandırması gereken savaşı işte o gün fark etmiş… ve…
03.05.2013 | War is over if you want it | Eda Tanses
